beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

KARTAL’IN SAHİL KAHVEHANELERİNİ MESKEN TUTAN ŞAİR: SEDAT UMRAN

“Serpiliyor hislerin billûr fıskiyesinden

İçime bir serinlik, ferahlıyorum biraz;

Beynimde bir uğultu arıların sesinden.

Erguvan giysisiyle, altın asasıyla yaz!...”

Sedat Umran

 

 

Asıl adı Osman Sedat Öcal olan şair Sedat Umran’la karşılaşmam, 2005 yılına denk geliyor. Şiirlerini, şiir ve yaşam üzerine çarpıcı yazılarını, Almancadan gerçekleştirdiği çevirileri hayranlıkla okuduğum bu değerli şairimizle (bugün adını hatırlayamadığım, bu yazıyla karşılaşırsa beni bağışlasın) değerli bir edebiyatsever büyüğüm, Kartal’ın sahil kahvehanelerinden birinde buluşturmuştu. Meğer Sedat Umran, ilerleyen o yaşına rağmen her sabah Göztepe’deki evinden çıkıp Kartal’a geliyormuş. 

Ahmet Haşim’in etkisiyle başlayan şiir hayatını giderek kendi mecrasına taşıyan, “nesnelerin şairi” olarak nitelendirilen Sedat Umran’ın, bana armağan ettiği yapıtları arasından bulunan Leke, en çok beğendiklerimdendir.

Henüz 17 yaşındayken, Yedigün dergisinde çıkan şiiriyle edebiyat çevrelerine sirayet eden Sedat Umran, ilk baskısını 1969’da masraflarını üstlenerek bastırdığı bu kitabında bir tür ‘eşya sembolizmi’ geliştirmiş, metafizik unsurlarla modern içerikleri bir araya getirerek farklı bir şiir dili oluşturmuştur. Mustafa Nuri Şirin’e göre Sedat Umran, ‘sembolist şiirin’ belki de son örneğiydi.

İnsan trajedisini gizemli bir boyutta işleyen, kendine özgü şiir diliyle edebiyat/şiir çevrelerinin kısa sürede dikkatini çeken Sedat Umran’ı, sadece eşyanın şairi olarak adlandırmak eksik kalır. ‘Günlük hayatın getirdikleri ve insan üzerindeki çeşitli etkileri’, ‘aşk’, ‘doğa’, ‘yalnızlık’, ‘insan ruhunun açmazları’ da şiirindeki yoğunlaşma alanlarıdır.

Tekrar Leke üzerinden devam edecek olursak, İlhan Berk’in ifadelerini oldukça dikkat çekici bulduğumu söylemeliyim.

“Yeni bir duyarlığı deniyor Leke, bu da yetmeli. Ham bir dili kullanıyor Sedat Umran, bu dil şiirin yapısına da uzanıyor, şiire karşı bir şiir deneyine giriyor bile denebilir. Başkalarını bilmem, bu beni korkunç ilgilendiriyor.”

Güçlü şiirlere imza atan Sedat Umran’ın, Wilhelm Weischedel’den çevirdiği Felsefenin Arka Merdiveni’yle 1995 Türkiye Yazarlar Birliği Çeviri Ödülü’nü kazanması, bu alandaki başarısının da kanıtıdır.

Şiirleri kadar düz yazıları da dikkat çekicidir. Kartal buluşmalarımızda daktiloya çekmiş olduğu bu yazıları bana getirir, sesli okuturdu. Hatta çok çarpıcı bu yazılardan, bana armağan ettikleri de vardı.

Tüm şiirlerini ezbere okurdu. İlerleyen yaşına rağmen, onlarca şiiri ezberden okumasına hayranlık duymuştum. Hafızasında kırk bin mısra bulundurduğunu, bir derginin adına hazırladığı değerli bir çalışmada rastladım. Kendine özgü bir okuma şekli vardı. Dizeleri uzatarak, tok bir sesle okumaya çalışırdı. Çay servisi yapan garsonların, onu uzaktan dinlediği dikkatimden kaçmazdı. Kısa sürede, Kartal sahilinde Sedat Umran adında bir şairin olduğu kendini hissettirmeye ve konuşulmaya başlanmıştı. 

Şiirlerimi okumamı istediğinde, ezberden değil, kâğıttan okurdum. Şiirlerimi ve okuma tarzımı beğendiğini söylerdi. Gerçekten beğenir miydi, yoksa beni kırmamak için mi söylerdi bilmiyordum. Türk Dili Dergisi’nin hafta bir Kadıköy’de gerçekleştirdiği edebiyat buluşmalarından birinde, şiirlerinde Türkçeyi titizlikle kullan şairlerimizden Mustafa Yılmaz’a iyi şiirler yazdığımı, bende iyi şiir kumaşı olduğunu söylemiş. Mustafa Yılmaz bunu bana aktardığında, günlerce bu ifadelerin etkisinde kaldığımı itiraf etmeliyim. 

Kısa süren ilk evliliğinden ardından, bir daha evlenmemişti. Göztepe’de oturduğu evin kirasını yakınlarının destekleriyle ödüyordu. Bu evde bulunan o eşsiz kütüphanesine nasıl bakabildiğini sorduğumda; her ay bir üniversite öğrencisine ücret karşılığında temizlettiğini söylemişti.

Yine buluşmalarımızdan birinde, evine yakın bir yerde (Göztepe’de), şair Sunay Akın’ın henüz yeni kurduğu Oyuncak Müzesi’ne gittiğini, kendisinin şair Sedat Umran olduğunu söylediğinde, Sunay Akın tarafından büyük bir saygı ve ilgiyle karşılandığını aktarmıştı. Sunay Akın’ın ilgisi, onu çok sevindirmişti.

Şu an hatırlamıyorum… O dönem iş değişikliği gerçekleştirmem ya da iş hayatımın daha da yoğunluk kazanmasının etkisiyle olabilir, görüşmelerimiz kesintiye uğradı. Birkaç kez gittiğim Türk Dili Dergisi’nin Kadıköy’deki toplantılarında karşılaşsak da, sonrasında görüşmelerimiz tamamen koptu.  

Yaşadığı ev, sonraki yıllarda bir başkasına kiraya verilmiş, ya da yakınları tarafından kira desteği kesilmiş olmalıydı ki, Kartal’daki Sanatçı Yaşam Evi’ne yerleştirildi. Buradan zaman zaman çıkarak, Kadıköy’deki ve çevre yerlerdeki edebiyat buluşmalarına katılmayı ihmal etmemiş. Solunum yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı hastanede kısa bir süre tedavi altına alınmış, sonrasında da Kayışdağı’ndaki Darülaceze’ye yatırılmış. 7 Ağustos 2013de, 87 yaşında bu dünyadan ayrıldı.

Kendini tamamıyla şiire adamış, şiir için yaşamıştı. Şair İkbal Kaynar, 2008’de Kartal Belediyesi’nin destekleriyle adına Şiire Adanmış Bir Ömür Sedat Umran adını taşıyan kitaba imza attı. O hayattayken yapmıştı bunu; ne iyi yaptı. 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum